Yayınlar


Uzlaştırma Teklifi ve Taraflara Bildirilmesi

Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU* 

(Prof. Dr. Uğur Alacakaptan Armağanında yayımlanmıştır)

SUNUŞ YERİNE BİR KAÇ SÖZ

Ben Alacakaptan Hocanın asistanı veya öğrencisi olmadım. Fakülteye girdiğimde, kendisi ayrılmıştı. Ancak Ord. Prof. Baha Kantar’la başlayan, Prof. Dr. Faruk Erem’le devam eden, ardından Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’a, kendisini her gün rahmetle andığım Prof. Dr. Eralp Özgen’e, yanlarında yetiştiğim için çok şanslı olduğum Prof. Dr. Nevzat Toroslu ve Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları’na geçen Ankara Hukuk Ceza Kürsüsü geleneğimizde, ben Alacakaptan Hocamın hem öğrencisi hem de hayat boyu asistanıyım.

Bu makale, “uzlaşma” adıyla yayınlamayı planladığım daha kapsamlı bir çalışmanın parçasıdır. Çalışmanın bütünü tamamlanmadan kendi içinde bütünlük arz eden aşağıdaki kısımları çok kıymetli hocam Prof. Dr. Uğur Alacakaptan adına yayınlanan armağana sunmayı, yukarıda dile getirdiğim bağlılık nedeniyle istedim. Öte yandan aşağıda yapacağım açıklamaların okuyucular tarafından değerlendirilmesinin, tartışılmasının, eleştirilmesinin ileride yayınlanacak esas çalışmanın mümkün olduğunca olgunlaşmasını sağlayacağını düşünüyorum.

Metinde, 26 Temmuz 2007 gün ve 26594 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik”, çalışmanın bu kısmına ilişkin önemli bir yenilik ve dile getirdiğimiz sorunlara bir çözüm getirmediği için incelenmemiştir. 

1. Uzlaştırma teklifi

Uzlaşma yolunun işletilmesi için öncelikle, uzlaştırma teklifinin yapılması gereklidir (CMK md. 253/4).[1] Teklifte, “kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçları anlatılır” (CMK md. 253/5). Bu açıklamaların bir formalitenin yerine getirilmesi amacıyla yapılan, “yasak savmak” kabilinden açıklamalar olmamasına, tarafların anlayacağı dilde ve sadelikte yapılmasına dikkat edilmelidir.

“Uzlaşmanın mahiyeti”nden kasıt, uzlaşmanın ne anlama geldiğidir. Taraflar, kendilerine uzlaştırma teklif edildiğinde, bununla neyin amaçlandığını anlamalıdır. Bu çerçevede, iddia konusu suç fiilinin de tanımlanması ve suçun uzlaşmaya tabi suçlardan olduğunun belirtilmesi gereklidir. Böylece şüpheliye isnad bildirilmiş, özellikle suçtan zarar görene de suçun uzlaşmaya tabi suçlardan olup olmadığı konusunda değerlendirme yapma imkanı tanınmış olacaktır.

Kişiye “uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçları”nın anlatılmasından kasıt, yalnızca uzlaşma yolunun işletilmesini kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçlarının açıklanmasından ibaret olmamalıdır. Bunun yanı sıra, uzlaşma yolu işletilmeye başlandıktan sonra uzlaşılmasının veya uzlaşılmamasının sonuçları da açıklanmalıdır.

Bu çerçevede, uzlaşmanın gereklerine uyulmamasının sonuçları, uzlaştırma teklifinde bulunulmasının ya da teklifin kabul edilmesinin delillerin toplanmasına ve koruma tedbiri uygulanmasına engel oluşturmayacağı, süreç boyunca zamanaşımı ve dava sürelerinin duracağı hususları da taraflara bildirilmelidir. Söz konusu açıklamalar, uzlaşma müzakerelerinin iyiniyet çerçevesinde gerçekleşmesine, şüphelinin uzlaşma yolunu bir geciktirme veya delilleri karartma aracı olarak görmesinin önlenmesine katkıda bulunabilir.

Öte yandan uzlaştırma teklifinde, Kanun’un teklifin kabulü için taraflara tanıdığı sürenin de yer alması gereklidir. Aksi takdirde taraflar, teklifin kabulünün bir süreye tabi olduğunu bilemeyecekleri için süresi içinde kabul beyanında bulunamayabilirler.

2. Teklifin bildirilmesi

Uzlaştırma teklifi Cumhuriyet savcısı veya görevlendirdiği adli kolluk memurunca her iki tarafa yöneltilir.

Kanun, şüpheli veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaştırma teklifinin kanuni temsilciye yapılacağını hükme bağlamaktadır. Şüpheli veya suçtan zarar görenin küçük olmadığı halde velayet ya da vesayet altında bulunduğu durumların düzenlenmesi unutulmuştur. Hüküm, bu hallerde kıyasen uygulanmalıdır.

Uzlaştırma teklifi, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirdiği adli kolluk memuru tarafından taraflara kural olarak sözlü bildirilir.

Sözlü bildirim için tarafların yetkili merciin huzuruna davet edilmesi gereklidir. Davet, yazılı veya sözlü olabilir. Sözlü davete icabet edilmez ise, davette bulunulduğunun belgelenebilmesi için davetiye gönderilmesi zorunlu olacaktır.

Her soruşturma işleminin tutanağa bağlanması zorunludur (CMK md. 169/2). Şu halde sözlü bildirimin de tutanağa geçirilmesi, uzlaştırma teklifini yapan Cumhuriyet savcısı veya adli kolluk memuru, tutanak katibi ve teklifin yapıldığı taraf veya kanuni temsilcisi tarafından imzalanması gereklidir.

Sözlü bildirimin kişinin müdafiine veya vekiline yapılması mümkün değildir. Ancak müdafiin veya vekilin, temsil ettiği tarafla birlikte tutanağı imzalamasına bir engel yoktur.

Cumhuriyet savcısı uzlaştırma teklifini tebligat yoluyla da yapabilir (CMK 253/4). Tebligatın, yukarıda belirttiğimiz açıklamaları içermesi gereklidir. Adli kolluk memurunun tebligat yoluyla bildirimde bulunması mümkün değildir; bu yetki yalnızca Cumhuriyet savcısına aittir.

Teklifin yapılacağı kişi Cumhuriyet savcısının yer itibariyle yetki çevresi dışında oturuyor ve Cumhuriyet savcısı bu kişiye sözlü bildirimde bulunulmasını istiyor ise, istinabe yoluna başvurabilir (CMK md. 253/4). Yetkili Cumhuriyet savcısı tarafından, başka yerde oturan kişiye tebligat yoluyla bildirimde bulunulmasına bir engel bulunmadığına göre, istinabe olunan savcılık teklifi sözlü olarak yapmakla yükümlüdür; açıklamalı tebligat yoluyla bildirimde bulunamaz.

İstinabe mekanizmasını yalnızca Cumhuriyet savcısı işletebilir; görevlendirdiği kolluk memuru başka yerdeki kolluk memuruna yetkisini devredemez.

3. Uzlaştırma teklifinin taraflara bildirilememesi

Uzlaşma, cezai uyuşmazlığın çözümünde, asıl olan soruşturma ve kovuşturmaya alternatif olan, ikincil bir yoldur. Öncelikli faydalarından biri, uyuşmazlığın süratle çözülmesidir. Ancak taraflara tebligat yapılmasında zorlanılıyor ise, uzlaştırmadan beklenen fayda sağlanamaz.

Bu çerçevede, CMK md. 253/6, “Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır” hükmünü getirmiştir. Taraflara veya kanuni temsilcilerine ulaşılamaması halinde uyuşmazlığın süratle çözülmesi mümkün olmayacağından, artık kendisinden beklenen faydayı sağlayamayacak olan uzlaşma yolundan anılan hüküm uyarınca vazgeçilmesi ve genel hükümlere göre soruşturmaya devam olunması gereklidir. İki tarafın katılımı olmaksızın uzlaşma söz konusu olamayacağına göre, taraflardan yalnızca birine ulaşılamaması halinde dahi uzlaşmadan vazgeçilecektir.

Madde, taraflara ulaşılamama sebebi olarak üç durumdan söz etmektedir. Bunlar:

  • Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama”,
  • · “yurt dışında olma”,
  • · “başka bir neden”dir.

Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adres”ten acaba ne anlaşılmalıdır? Burada birbiriyle bağlantılı iki sorun vardır. Birincisi, maddenin bütün resmi mercileri kapsamına alıp almadığı, diğeri, adresin soruşturma dosyasına ne şekilde gireceğidir.

CMK md. 253/6’nın amacı uzlaşma yolunun süratli bir şekilde işletilip sonuçlandırılamadığı hallerde uzlaşmadan vazgeçilmesi olduğuna göre, resmi mercileri dar yorumlamak ve soruşturmayla ilgili resmi mercilerle sınırlamak gerektiği kanaatindeyiz. Aksi takdirde, Cumhuriyet savcısı ve adli kolluğun ülkedeki bütün resmi mercileri kapsayan bir adres araştırması yapması gereklidir. Bu da, hükmün amacıyla uyumlu olmayacaktır. Öte yandan adres, soruşturma dosyasına, tarafların veya kanuni temsilcilerinin resmi mercilere beyan edilmesi suretiyle girmelidir. Başka bir anlatımla buradaki adres, soruşturma makamlarının adres araştırması yoluyla ulaştıkları adres değil, resmi mercilere taraflarca beyan edilen adrestir. Öyleyse, maddedeki resmi merciden kasıt, kural olarak, Cumhuriyet savcılığı ve adli kolluktur. Ancak aynı konuda ilgili mevzuata göre bir disiplin soruşturması açılmışsa veya 4483 sayılı Memurların ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a göre ön inceleme yapılmışsa ya da herhangi bir resmi teftiş mekanizması işletilmiş olup da, bu teftiş sonucu hazırlanan dosya soruşturma makamına ibraz edilmiş ise, söz konusu disiplin soruşturmasını veya incelemeleri yapan resmi makamlara yapılan bildirimlerde yer alan adreslere tebligat yapılmalıdır.

Acaba tebligatı yapacak memur soruşturma dosyasında yer alan adrese gidip de muhatabı bulamadığı her durumda, uzlaşma yolundan vazgeçilecek midir, yoksa 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi[2] işletilecek midir?

Kanaatimizce, muhatap tebligatı almaktan imtina ederse, kendisine ulaşılamadığı kabul edilmeli ve genel hükümlere göre soruşturmaya devam olunmalıdır. Esasen muhatabın tebligatı kabul etmemesi, uzlaşmayı reddetmesi anlamına gelir. Buna karşın muhatabın veya tebligatı kabul edebilecek diğer kişilerin adreste bulunmaması veya sözü geçen diğer kişilerin tebellüğ etmemesi durumunda, 21. maddedeki usulün uygulanması yerinde olacaktır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi olarak kabul edildiğine göre, bir gecikme söz konusu olmayacaktır.

Muhatabın “yurt dışında olma”sı nedeniyle kendisine ulaşılamamasını, muhatabın yurt dışında oturduğu hallerle sınırlı anlamak gereklidir. Çünkü “resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adres” Türkiye’de ise, fakat muhatap geçici olarak yurt dışına çıkmışsa, Tebligat Kanunu md. 21 uyarınca tebligat yapılması gereklidir.

Kanun, uzlaşmanın taraflarına ulaşılamadığı halleri sınırlamayı doğru görmemiş ve yukarıda sayılanlardan “başka bir neden”le kendisine ulaşılamadığı hallerde de genel hükümlere göre soruşturma yapılmasını emretmiştir. Bu torba hükmün kapsamına, öncelikle, muhatabın adresinin bilinmediği haller girer.

4. Teklifin açıkça veya zımnen reddi

Uzlaştırma teklifi, taraflarca açıkça veya zımnen reddolunabilir.

Kanuna göre zımnen red iki durumda söz konusu olabilir. Bunlardan ilki, taraflardan veya kanuni temsilcilerinden birinin, kendisine uzlaştırma teklifinde bulunulmasından itibaren üç gün içinde kararını bildirmemesidir (CMK md. 253/4). Diğeri ise taraflardan en az birinin, kanuni temsilcisinin ya da şüphelinin müdafiinin ve suçtan zarar görenin vekilinin[3] müzakerelere katılmaktan imtina etmesidir (CMK md. 253/13).

Tarafların veya kanuni temsilcilerinin katılımı halinde, müdafi ve vekilin katılımı zorunlu değildir. Ancak taraflardan biri veya kanuni temsilcisi müzakereye katılmıyor ise, uzlaşma yoluna devam edilmesi için müdafii veya vekili mutlaka hazır bulunmalıdır.

“Müzakerelere katılmaktan imtina etme”yi ilgili kişinin geçerli mazereti olmaksızın, davet edildiği bir toplantıya katılmaması şeklinde anlamak gereklidir. Mazeret toplantıdan önce sunulmalı ve uzlaştırmacı tarafından geçerliliği konusunda bir karar verilmelidir. Uzlaştırmacı mazeretin geçerli olmadığı sonucuna ulaşır ise, ilgilinin müzakereye katılmaktan imtina ettiği kabul olunmalıdır. Cumhuriyet savcısının uzlaştırmacıya talimat verme (CMK md. 253/14) yetkisi bulunduğuna göre, bu konuda nihai değerlendirme ve karar, uzlaştırmacının raporunu sunacağı (CMK md. 253/15) Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır.

5. Teklifin kabulü

Teklif taraflarca veya kanuni temsilcilerince kabul edildiğinde, uzlaşma yoluna girilmiş olur.

Teklifin kabulü, suçun kabulü demek değildir; yalnızca bir hakkın kullanımından ibarettir. Nitekim TCK’nun 73/8. maddesi uzlaşmanın ön şartı olarak failin suçu kabullenmesini şart koşmakta iken, bu hüküm 5560 sayılı Kanun’un 45. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Bu noktada incelememiz gereken husus, birden fazla şüphelinin ve birden fazla suçtan görenin bulunduğu hallerde uzlaşma yolunun işletilmesi için, teklifi herkesin kabul etmesinin gerekli olup olmadığıdır.

CMK md. 255 uyarınca “Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.” Bir suçta birden çok şüphelinin bulunması halinde, uzlaşma müzakereleri sonunda yalnızca uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanacağına göre, şüphelilerden bir kısmının uzlaşma teklifini kabul etmemesi nedeniyle uzlaşma müzakerelerine katılmamaları, kabul eden şüphelilerin müzakereye katılmasına, dolayısıyla onlar hakkında uzlaşma yolunun işletilmesine engel olmayacaktır.

Buna karşın CMK md. 253/7’ye göre “Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.” Kanun, birden çok zarar görenin bulunduğu bir suçta, suçtan zarar görenlerden birinin dahi uzlaşmak istememesi üzerine uzlaşmanın gerçekleşmeyeceğini ve genel hükümlere göre soruşturma yapılacağını öngörmektedir. Böylece, zarar gören bireyin rızası dışında, klasik ceza hukuku müeyyidelerinin uygulanmasından vazgeçilmemiş olmaktadır.

Hükmün doğru anlaşılıp, doğru uygulanması için daha yakından incelenmesinde fayda vardır. Burada sorun, bir suçta birden fazla kişinin zarar görmesi halinin nasıl gerçekleşeceğidir.

Örnek 1: (A), (B)’ye yumruk atar. (B) yere düşerken arkasında duran (C)’ye çarpar. (B) ve (C) birlikte yere düşerler. (C) düşerken göğsünü masaya çarpar. (A), (B)’yi basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif bir şekilde, kasten yaralamıştır (TCK md. 86/2). (C) de hafif yaralanmıştır. (A), (B)’nin düşerken (C)’ye çarpıp onu da düşürmesini istememiş veya bu neticeye rıza göstermemiştir. Dolayısıyla (A)’nın (C)’ye karşı kasıtlı bir davranışı yoktur. Ancak (B)’nin aldığı darbeyle yere düşebileceği, bu sırada arkasında duran (C)’nin dengesini kaybederek yaralanabileceği öngörülebilir bir neticedir. Şu halde (A), (C)’nin yaralanmasından taksirli davranışı nedeniyle sorumlu tutulabilecektir (TCK md. 89/1).

(B) ve (C) suçtan zarar görendir. (A) uzlaşmak istemektedir. (B), uzlaşmak istemekte, (C) ise istememektedir. Acaba bu örnek olay, CMK md. 253/7’ye tabi midir? Başka bir anlatımla (B) ve (C) birlikte uzlaşmak istemedikleri sürece, (A) ile (B) arasında uzlaşma yolu işletilemeyecek midir?

Burada hareket tek, netice birden fazladır. Fikri içtima söz konusu olamaz; çünkü fiil, hareket, netice ve bu ikisi arasındaki illiyet bağından oluşur. Ortada iki netice olduğuna göre, fikri içtima yoktur. Somut olayda, netice sayısı kadar suç fiili vardır. Demek ki CMK md. 253/7’nin aradığı “bir suç” şartı gerçekleşmemiştir. Buna bağlı olarak, (A)’nın (B)’ye karşı işlediği kasten yaralama suçu bir uzlaştırmaya, (C)’ye karşı işlediği taksirli davranışla yaralama suçu bir diğer uzlaştırmaya konu teşkil edebilecektir. Şu halde (C)’nin uzlaşmak istememesi, (A)’nın yalnızca (C)’ye karşı işlediği suç açısından uzlaşma yolunun işletilmesini engelleyecektir.

Örnek 2: (A), şehir içinde sürat sınırlarını bir miktar aşarak kullandığı otomobilini, zeminin de ıslak olmasının etkisiyle, kırmızı ışıkta durduramaz ve yaya geçidinden karşıdan karşıya geçmekte olan (B) ve (C)’ye çarparak ikisinin de yaralanmasına sebep olur. (A), yayaları bilerek ve isteyerek yaralamadığı veya yaralanmalarına rıza göstermediği için kasıtlı değildir.

(A)’nın sorumluluğu taksir kalıbı içinde TCK md. 89’a göre değerlendirilmelidir. TCK md. 89’da tanımlanan suç, uzlaşmaya tabidir. (A) ve (B) uzlaşmak istemekte, (C) istememektedir. (C)’nin uzlaşmak istememesi, (A) ile (B)’nin uzlaşmasına engel midir?

TCK md. 89/4 uyarınca “Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” Kanun, “fiil” tabirini “hareket”i kasteder şekilde yine yanlış kullanmıştır. Çünkü birden fazla kişi yaralanmış ise, birden fazla netice, dolayısıyla, hareket unsuru ortak olan birden fazla fiil vardır. Şu halde, her yaralama ayrı bir fiil, her yaralanan da, diğerinden bağımsız bir suçtan zarar görendir. Hüküm, bu fiilleri tek suç haline getirmemekte, yalnızca cezanın tek ceza olarak belirlenmesini öngörmektedir. Başka bir anlatımla burada suçların içtimaı ve tek suç haline gelmesi yoktur.

Bu anlatım ışığında, (C)’nin uzlaşmak istememesi, (A) ile (B)’nin uzlaşmasına engel olmamalıdır. (A) ile (B) uzlaştığında, (A)’nın (C)’yi yaralaması nedeniyle açılan soruşturmanın hukuki sebebi artık TCK md. 89/4 olmamalıdır. Çünkü yaralananlardan (B), (A) ile uzlaşmıştır. Öyleyse (B)’ye karşı işlenen fiilin de cezasını içeren maddenin bundan böyle uygulanması mümkün değildir.

Buna karşın en az üç kişi yaralanmış ise ve bunlardan ikisi uzlaşmak istemiyorlarsa, uzlaştırma teklifini kabul eden suçtan zarar görenle şüphelinin uzlaşması TCK md. 89/4 karşısında bir fayda sağlamayacağı için, uzlaştırma yolunun bu nedenle işletilemeyeceğini kabul etmek gereklidir.



* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Ankara Barosu Avukatı.

[1] Kanunda “uzlaşma teklifi” denilmesi yanlıştır. Çünkü teklifi yapan, uzlaşma yolunun tarafı değildir. Dolayısıyla uzlaşmak istememekte, tarafları uzlaştırmayı denemektedir. Nitekim yukarıda anılan yönetmeliğin başlığında da “uzlaşmanın” değil, “uzlaştırmanın uygulanması”ndan söz edilmektedir.

[2] Tebligat Kanunu md. 21: “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.”

[3] Hüküm şüphelinin avukatını da kasteder şekilde “vekil” tabiri kullanılmıştır. Oysa aynı Kanun’un 2. maddesindeki tanımlara göre şüphelinin avukatının sıfatı müdafi, suçtan zarar görenin avukatının sıfatı ise vekildir.