Yayınlar


Egemenlik Milletindir. Türkiye Cumhuriyeti Laiktir.

Av. Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU

Atatürkçülük, akılcılık, bilimcilik ve gerçekçilik demektir.

Akılcılık, bilimcilik ve gerçekçilik, ancak laik bir hukuk düzeninde mümkündür.

  1. Yüce Atatürk'ün kendi nitelemesiyle, "Türk Devriminin temel taşı laikliktir.” Çünkü Türk Devrimi, gericiliğin batağına düşerek yıkılmış Osmanlı Devleti'nin külleri arasından modern Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşudur.
  2. Laiklik, hukuki bir kavramdır. Hem de öyle bir hukuki kavramdır ki, tanımı, değişmez bir şekilde Anayasanın özüne ve ruhuna kazınmıştır: Laiklik, hukuk kurallarının insanlar tarafından yazılmasıdır. Laiklik, hukukun insanlar tarafından yaratılmasıdır.
  3. Laik bir düzende, hukuk, insanın iradesidir. Öyleyse laik bir düzende, iktidarın kaynağı ilahi irade değil, insani iradedir. Laik hukuk düzenlerinde hukuku insan yarattığı için, din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır.
  4. Hukukun kaynağının insan olduğu kabul edilmezse, millet egemenliğinden de söz edilemez. Öyleyse, hukukun kaynağının insan olmadığı bir devlette, demokrasi olmaz. Demek ki laiklik, demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Kuşkusuz, her laik düzen, demokratik değildir, ama her demokratik düzen, zorunlu olarak laik bir düzendir.
  5. Meseleyi çekinmeden açıkça ortaya koymak gereklidir: Ya millet egemenliği ya din devleti.
  6. Teokratik devlet düzenlerinde, yani din devletlerinde, hukuku yaratanın ilahi güç olduğuna inanılır. Bu düzenlerde hukuk, insan tarafından yazılmaz. Öyleyse, millet egemenliği ile teokrasi bir arada bulunamaz. Bu iki kavramın herhangi bir şekilde uzlaştırılması dahi mümkün olamaz. Toplumsal uzlaşma, dine saygılı, inançlara saygılı, insana saygılı, hür düşünceye saygılı, akla ve bilime saygılı laiklik ilkesinin etrafında birleşmektir. Aynı düşünceyi, başka bir ifadeyle tekrar söyleyelim: Ya “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ya da “Egemenlik, O'nu Tanrının adına kullandığını iddia eden güç odaklarınındır."
  7. Tarih bize, egemenliği elinden alındığı takdirde Türk Milletinin bağımsızlığını koruyamayacağını, başka devletlerin güdümüne girip parçalanacağını göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk Milletine dayatılmak istenen "manda" altına girmeye İstiklal Savaşımızın en sıkıntılı anlarında bile direnmesinin ardındaki gerçek budur.
  8. Tüm gerekleriyle işleyen laik bir düzenden bahsedebilmemiz için devletin siyasi yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen kanun ve kuralların, dini ilkeler doğrultusunda değil, insanların dünyevi ihtiyaçlarını çözmek üzere akıl, mantık ve hayatın gereklerine göre belirlenmesi gereklidir. Bir diğer deyişle, kanunların görünüşte meclis tarafından yapılıyor olması o düzenin laik olduğunu göstermeye yetmez. O kanunların yukarıda açıklandığı üzere dini ilkeler doğrultusunda çıkarılmaması da şarttır. Aksi takdirde olsa olsa teokratik bir devlete (din devletine) geçişte ara bir modelden bahsedilebilir.
  9. Elbette laik bir düzende, kamu görevlilerinin ve hukuku uygulayan herkesin, fikrinin hür, vicdanının hür, irfanının hür olması gereklidir. Yoksa hukuk, hürriyetlerin güvencesi olmaktan çıkarılır ve bir baskı aygıtına dönüştürülür. Hukuk adına, hukuk için, hukuk emrediyor diye farklı düşüncede olan insanlara zulmedilmeye başlanır.
  10. Laik ve demokratik bir hukuk devletinde kişiler, din ve vicdan hürriyetine sahiptir. Teokratik devlette de, o devletin yöneticileri, başka dinlere mensup kişilere din ve vicdan serbestisi tanıyabilir. Ancak bu, bir lütuftur; asla bir temel hak ve hürriyet değildir.
  11. Laik ve demokratik devlet düzeni insanların dini inançlarına karışmaz; dini inançların dayatılmasına karışır. Bu nedenle çok boyutlu ve renklidir. Laik düzenlerin ak ve kara gibi tam karşıtı olan dine dayalı devlet düzenleri, insan tarafından hukuk kuralı konulamayacağı temeline dayandıkları için tek boyutludur, renksizdir, kısır ve statiktir.
  12. Peki laik ve demokratik düzen dine saygılıysa, dinsizliği zorlamıyorsa, böyle bir hukuk düzeninde dinin siyasallaşması arzuları neyi hedefleyebilir? Siyaset, iktidara gelmek, devletin yönetimini ele geçirmek için yapılır. Öyleyse dinin siyasallaşması, din kurallarının devlet yönetiminde egemen olması sonucunu doğuracaktır. Bu ise dinin kamusallaşmasıdır. Oysa laik devlet düzeninde devlet eliyle icra edilebilecek, ihlali halinde yaptırım uygulanabilecek tek kural hukuk kuralıdır.
  13. Dinin siyasallaşması ve ardından kamusallaşması özünde ne anlama gelmektedir? Dinin siyasallaşması ve peşi sıra kamusallaşması, hiç kuşkusuz, onu kendilerine bir araç yaparak devlet aygıtını ellerine geçirmiş kişilerin mutlak egemenliğine yol açacaktır. Unutulmamalıdır ki, din kurallarının Tanrı tarafından konmuş olduğu farzolunur. Fakat onları uygulayan Tanrı değil, insandır.
  14. Laik devlete gericiler tarafından yöneltilen en acımasız saldırılardan biri "dinsiz devlet" suçlamasıdır. Unutmayalım! Teokratik devletin de dini olmaz: Teokratik devlet, dini kendine ideoloji ve araç yapmış bir devlettir. Din insana vergidir. Dinin insanlara yüklediği sorumlulukları, farzları, ibadetleri, bir tüzel kişilik olan devletin yerine getirmesi mümkün değildir. Örneğin devlet, namaz kılamaz, oruç tutamaz. Öyleyse, teokratik devlet, yani din devleti ibadet eden, farzları yerine getiren bir devlet değil, tebaasını, idarecilerin yorumladığı şekilde dini kurallara uymaya zorlayan bir devlettir. Bir diğer ifadeyle, tüzel kişilik olarak devletin dininden değil, ancak ideoloji olarak benimsediği ve tebaasına dayattığı bir dinden bahsedilebilir. Oysa din bir vicdan ve düşünce sorunudur. Bu nedenle dinde zorlama olamaz.
  15. Teokratik bir devlet düzeninde vatandaşlık yoktur; kulluk vardır. Millet yoktur; ümmet vardır. Buna bağlı olarak idare edilenlerin haklarından da bahsedilemez. Hak kavramı ve insan hakları, laik hukuk düzeninin bir ürünüdür. Çünkü insanlara hak tanımanın esası, egemen gücün insan olmasına dayanmaktadır. Laik ve demokratik bir düzende insana temel haklarını veren, son tahlilde, başkası değil, yine insanın kendisidir.
  16. Teokratik bir devletteki az boyutluluk, renksizlik ve kısırlık kendini “adalet” kavramında da gösterir. Adalet kavramının laik bir kökenden geldiği yargısı üzerinde birleşilmediği takdirde, şiddet yanlısı dini ideolojiler, kendilerine göre dine uygun olan her şeye adaletli diyecek, buna karşın kendilerine göre dine aykırı her şeye adaletsiz etiketini yapıştıracaklardır. Hal böyle olunca teokratik devlet heveslilerine göre laik devlet, tüm “inananların” karşı gelmekle yükümlü oldukları bir zulüm aygıtıdır; adalete ulaşılabilmesi için laik devleti cihad yoluyla yıkmak gerekli ve zorunludur.
  17. Laik bir düzende devletin dini bir ideolojisi olmadığı için din ile devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. Bu, devletin dinsizliği özendirmesi veya zorlaması asla değildir. Laik ve demokratik devlet düzeni, dini, toplumsal bir veri olarak algılar ve ona hak ettiği yüksek değeri verir. Laik ve demokratik devlet düzeninde, kamu düzenini ihlal etmemek kaydıyla herkes dilediği din veya ahlak kuralına uyabilir.
  18. Yüce Atatürk'ün yeni Türk Devleti'ne kazandırdığı "yurtta sulh cihanda sulh" ilkesinin temelinde de laiklik ilkesi vardır. Bu ilke kimilerinin ileri sürdüğü gibi şahsiyetsiz bir dış politika ilkesi asla değildir. İlkenin anlamı, artık din adına ya da yöneticilerin şahsi ihtiraslarını tatmin uğruna milletin seferden sefere savaş meydanlarında sefil edilemeyeceğidir.
  19. Yüce Atatürk'ün Türk Milletine gösterdiği hedef çağdaş uygarlık düzeyinin de üzerine çıkmaktır. Bu ise ancak çağdaş bir eğitim ve öğretimle mümkündür. Çağdaş, bilimsel bir eğitim ve öğretimin temel şartı, laik bir devlet düzenidir.
  20. İnsanın merkezde yer aldığı bir toplum düzeninde, bilimsel alanda, naklilik değil, elbette aklilik geçerli olacaktır. Bu düzende bilim yapmanın ve bilgiye ulaşmanın aracı akıldır. İlahi metinlerin veya onların yorumlarının okunup ezberlenmesi ya da yeni yorumlarının yapılması ne bilimdir ne de bilgiye ulaşmanın bir yoludur. İlahi metinler, kişilerin vicdanlarıyla, gerçek din, kalp ve imanla ilgilidir. Vicdan sahası ile bilimsel saha birbirinden ayrılmalıdır. Ne bilim vicdanı açıklayabilir ne de vicdan bilime karışabilir.
  21. Türk Milleti, teokrasiden ve gericilerden, tarihi boyunca çok çekmiş bir millettir. Ancak İslam dininin özündeki Allah inancı ve ahlaki değerler ile teokratik devlet yapısı bir tutulmamalıdır. Üzülerek belirtmek gerekirse Cumhuriyet öncesi tarihimiz gericilik örnekleriyle doludur. Davulun dinle ne alakası vardır ki dine aykırı diye düğünlerde çalınması yasaklanmıştır. Matbaanın dinle ne alakası vardır ki, icadından sonra iki yüz yetmiş yedi yıl süreyle ülkeye sokulmamıştır. Gökbilimin ve rasathanenin dinle ne alakası vardır ki, Kepler daha dokuz yaşında bir çocukken 1575'te İstanbul'da Tophane tepesinde yapılan rasathane gericiler tarafından, göklerin sırlarını öğrenmeye çalışmanın küstahlık olduğu gerekçesiyle bir gecede yıktırılmıştır. Piri Reis'in dünyaca ünlü haritasını çizmesinden dört yüzyıl sonra coğrafya derslerinde harita göstermeyi, kafir adeti olduğunu ileri sürerek yasaklatan da gericilerdir.
  22. Peki gericiler ve gericilik neden teokratik devletin ürünüdür? Neden din devletinin aydın insanlara, hür düşüncelere tahammülü yoktur? Bunun sebebi, teokratik devlet düzeninde hem hukuk alanında hem de eğitim alanında geçerli olan esasın aklilik değil naklilik olmasıdır. Böyle bir devlet düzeni için en büyük tehlike “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bireylerdir. Teokratik bir düzende bilimsel alanda gözlem ve deneylere, yeni düşüncelere yer yoktur. Teokratik düzenlerin kültürü, biat etme kültürüdür.
  23. Türk Milletinin ayak bağı İslamiyet değil, O'nu kendi iktidar kavgalarında sahip oldukları bir araç olarak gören gericilerdir, Atatürk’ün önderliğinde kurulan laik Cumhuriyetin “İslamiyete yapılmış en büyük hizmet” olduğunun halka anlatılması gereklidir. Nasıl laiklik hiç bir siyasal partinin ideolojisi değil de Devletimizin temeli, Cumhuriyetimizin asli niteliğiyse, Yüce İslam dini de belirli çevrelerin aleti olamaz.

Son sözler

  1. Laik düzen ile teokratik düzen arasında seçim yapmak, uygarlık ile ilkellik arasında seçim yapmaktır. İnsanlık, egemenliğin kaynağının millet olduğuna yüzyıllar süren uzun ve acılı mücadeleler sonucunda ulaşmıştır.
  2. Laik devletin korunması mücadelesi, sadece bir siyasal sistem veya rejim sorunu değil, Türk Milleti için bir yaşam mücadelesidir. Anadolu’yu vatan tutmuş yüce Türk Milleti, ancak çağdaş uygarlık düzeyini yakalarsa bu topraklarda ebediyen yaşayabileceğinin bilincine varmalıdır. Çok geç olmadan!