Yayınlar


Adalet ve Yargı Reformu

(Türk Hukuk Kurumunda Konuşma, 2009)

Av. Prof. Metin Feyzioğlu

 1- AVUKATIN YERİNİ BÜTÜN SÜJELERİN İÇİNE SİNDİRDİĞİ BİR MUHAKEME

İnsan haklarının ve insanın onurlu yaşam mücadelesinin tarihinde daima avukatlar lider olmuştur. Herkesin suçu sabit olana kadar suçsuz olduğu ilkesini avukatlar yeri gelmiş canları pahasına iktidara kabul ettirmişlerdir. Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesini, Amerikan Haklar Beyannamesini hazırlayanlar, hak mücadelesine baş koyanlar avukatlardır. Çünkü avukat, statükonun karşısındadır. Çünkü avukat, iktidarın gücünün sınırlanmasını ister. Çünkü avukat bağımsız ve tarafsız mahkeme ister. Çünkü avukat, hak korur, herkese eşit hak ister.

Sözün özü, avukat, hukuk devletinin olmazsa olmazı, itici gücüdür.

Hukuk devleti idealine mahkemelerin hak dağıtması özelinde baktığımızda, insanlığın duruşma cihazını geliştirdiğini ve avukatı da duruşmanın kilit unsuru yaptığını görürüz.

Savunma hakkı kutsaldır söylemi buradan gelir. Ancak anlamadan, anlaşılmadan tekrarlana gelen bu söylem, hukuk devleti mücadelesinde bizi bir yere getirmemiştir. Aslında söylenmek istenen adil yargılanma hakkıdır. Maalesef adil yargılanma hakkı, “ama”larla, “ne söylersen söyle ben bilirim”lerle, “o adama da mı hak vereceğiz”lerle, magazin programlarında kurulan toplum mahkemeleriyle itilip kakılmaktadır.

Sayın Meslektaşlarım, içi boş söylemleri tekrarlamayı bırakıp ne yapacağız:

  1.  İddianın karşısında etkili bir savunma olmaz ise, hakimin gerçeğe ulaşamayacağını herkes içine sindirmek, kabullenmek zorundadır.
  2. Doğru hukuk kuralının bulunup doğru yorumlanması çabasında avukatın sözüne değer verilmez ise, doğrunun bulunup uygulanamayacağını herkes anlamalıdır.
  3. “Ben suçluyu gözünden tanırım”, lafı bir daha tekrarlanmamak üzere unutulmalıdır.
  4. Savunmanın ayak bağı değil, muhakemenin amacına ulaşmasında vazgeçilmez unsur olduğunu iddia ve yargılama makamlarının saygın üyeleri içine sindirmelidir.
  5. Savunma makamını dışlayan her hakim, hukuk devletini reddettiğini, çağdaşlığa sırtını döndüğünü, aslında kendini inkar ettiğini anlamalıdır.
  6. Savunmanın, “lehe delilleri kabul ederiz, aleyhe olanları reddederiz, takdir yüce mahkemeye aittir”ten ibaret değildir; olamaz.
  7. Savunma hakkını kullandırmayan, savunmayı dinlemeyen, savunmaya söz hakkı vermeyen, savunmayı işleri geciktiren bir ayak bağı olarak gören bir mahkeme, kendini KADI mahkemesine indirger. Cumhuriyetin hakimi, kadı değildir.
  8. Mahkemeyi mahkeme, yargılamayı yargılama yapacak olan, iyi yetişmiş, görevinin gereklerini kavramış, bilgili, ama her şeyden önce ahlaklı hukukçulardır.
  9. Özlem; savcının davasını duruşmada da takip ettiği, hakimin savcının yerine geçmediği, geçmek zorunda kalmadığı, savunmanın bir engel olarak değil, vazgeçilmez olarak kabul edildiği, avukatın susmadığı, susturulmadığı, savcı gibi dimdik, dünyanın en onurlu görevlerinden birini bilgili ve ahlaklı olarak icra ettiği, hakimin “beni kimse ikna edemez” diye değil, “ben buraya doğru söz dinlemeye ve ikna olmaya geldim” diye tarafları dinlediği bir düzenin, yani hukuk devletinin egemen olmasıdır.

2- CEZA MUHAKEMESİ KANUNLARIMIZDAN FAŞİZAN, BASKICI, SAVUNMAYI YOK EDEN HÜKÜMLERİN VE BU TÜR UYGULAMALARIN DERHAL AYIKLANMASI ZORUNLUDUR

  1. Önümüze kamu güvenliği mi insan hakkı mı tartışması adeta bir ikilem gibi konulmuş ve toplum, yaşamak için bazı temel haklarından vazgeçmek zorunda olduğuna inandırılmıştır. Gelişmemiş toplumların en kolay vazgeçtiği hak, savunma hakkıdır. Böyle toplumlarda suçlanan kişi suçludur; savunan kişi değersizdir, hatta toplum zararlısıdır.
  2. İşte gizli tanıklık uygulaması, bu sebeple kanunlarımıza kolaylıkla sokulmuş ve avukat, tanımadığı, bilmediği, varlığından dahi emin olmadığı kişilerin beyanları karşında savunma yapamaz hale getirilmiştir.
  3. Soruşturma aşamasında gizlilik kararı, mutad bir şekilde verilir olmuştur. Böylece ayak bağı olarak görülen avukat, soruşturma evresinde devre dışı bırakılmaktadır.
  4. Mecburi avukatlık için ceza sınırı çok yükseltilmiş ve suçların büyük çoğunluğunda mecburi avukatlık kaldırılmıştır.
  5. CMK avukatları, yokluklar içinde, mutad vasıta denilen otobüsle, gece yarıları zor şartlarda görev yapmak zorunda bırakılmaktadır. Ücretini hatta masrafını tahsil edemeyen avukattan, savunma hizmeti vermesi beklenmektedir. Bu yokluklar içinde korkarım yakında zorunlu avukatlığın kaldırılması tartışması açılacaktır.
  6. Toplum, ortaçağda bile yaşamadığı bir korku ve paranoya içine sokulmuştur. İnsanlar, yatak odalarında fısıldaşarak konuşmaktadır. Ceza muhakemesi bir baskı ve zulüm amacı değildir. Ceza muhakemesi, suçluların değil, suçsuzların hukukudur. Toplumdaki her bireyin huzur içinde yaşaması ve çalışması, sabah gün doğarken kapımı çalacaklar mı diye korkmaması, çağdaş ceza muhakemesi ilkelerinin garantisi altındadır.
  7. Bu çağdaş ilkeler, “kamu güvenliği” kisvesi altında birer birer elimizden alınır ve teknolojinin bütün imkanları hukuki denetimden yoksun şekilde suçların önlenmesi ve takibi adıyla soruşturma organının eline verilir ise,sonunda, söz söyleme hürriyeti de, can güvenliği de mal güvenliği de, demokrasi de kalmaz.

3- YARGI BAĞIMSIZLIĞI DERHAL SAĞLANMALIDIR

  • HSYK’nun oluşumundan siyasi iktidar derhal çıkmalıdır.
  • Milli egemenlik, millet iradesi gibi gerekçelerle HSYK üyeliklerinin siyasi partilere ayrılan kontenjanlara göre doldurulması, yüksek mahkemelerin doğrudan iktidara bağımlı olması haline gelir. Bu demokrasinin de, hukuk devletinin de, avukatlık mesleğinin de felaketi olacaktır.
  • Hakim ve savcıların teftişi HSYK’na verilmelidir.
  • Hakim bağımsızlığı ve savcı teminatı, hakim ve savcılara bir ayrıcalık değildir. Bağımsız yargı bizlerin, çocuklarımızın, ülkemizin geleceğinin güvencesidir.